Basın Açıklaması (17 02 2010)
Değerli Basın mensupları 17.02.2010 tarihinde yani dün Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Erzurum ilinde görev yapan özel yetkili cumhuriyet başsavcısı Osman Şanal ve diğer özel yetkili 4 savcının yetkilerini kaldırmıştır.Kanaatimizce bu husus tarifi ve tavsifi mümkün olamayacak kadar büyük bir hukuk skandalıdır.
Açıkça ve alenen yargıya müdahale ve baskıdır.
1-Öncelikle HSYK yargısal bir denetim kurulu değil Hakimler ve savcıların özlük hakları ile ilgili idari bir kurumdur. Ancak HSYK yetki gaspı yapmış bir mahkeme gibi davranarak savcıların işlemini yargılamıştır. Bu karar hem hukuka darbe hem de ağır bir hukuk skandalıdır. Bu karar Anayasanın 159. maddesine, HSYK kanunu 4. maddesi , CMK 250 ve devamı maddelerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
2-HSYK nın kararı TCK 288. maddesine kapsamına girebilecek niteliktedir.
3-HSYK ‘nın bu kararı, bu safhadan sonra soruşturmayı devam ettirecek cumhuriyet savcıları üzerinde ister istemez çok ağır bir baskı oluşturacaktır.
4-HSYK kararı aynı zamanda açıkça siyasi bir karardır. Hukuki kriterlere göre bir karar verilmemiştir. Çünkü bilindiği üzere özel yetkili cumhuriyet savcıları terör suçlarına bakmaktadırlar. Kamuoyunca da yakinen bilindiği üzere Erzincan cumhuriyet başsavcısı İlhan Cihaner hakkında yürütülen soruşturma aylardan beri sürmekte olduğu halde savcının gözaltına alınmasından sonra HSYKnın apar topar olağanüstü toplanarak ve hiçbir incelemeye dayanmaksızın Erzurum Özel Yetkili savcılarını görevden alması kurulun ne denli siyasi bir yaklaşım içerisinde olduğunu göstermektedir. Ayrıca vurgulamak gerekir ki yaz kararnamesi sırasında kurul üyelerinin Ergenekon davasına bakan hakimler ve savcılarla ilgili tavırları henüz hafızalarımızdaki tazeliğini korumaktadır. HSYK eğer özel yetkili savcıların görev sınırlarını düşünmekte idiyse neden bu güne kadar susmuştur. Bu hususlar kurulun siyasi bakış açısını ortaya koymaktadır.
5-Özel yetkili savcıları görevden el çektirmeye kendini yetkili sayan HSYK üyeleri aynı yetkiyi hakkında bir çok vahim iddia ve soruşturma bulunan Erzincan Başsavcısı hakkında neden kullanmamıştır. Bu husus da HSYK nın tarafsızlığını kaybettiğinin açık bir göstergesidir. Kaldı ki bu başsavcı hakkında ağır ceza mahkemesince tutuklama kararı verilmiş olup, tutuklamaya karşı yapılan itirazda reddedilmiştir. Bu husus ta sanık hakkındaki iddiaların ciddiyetini ve yoğunluğunu göstermektedir. Hal böyle olduğu halde HSYK üyelerinin aklına Erzincan Başsavcısı hakkında aynı yetkiyi kullanmak gelmemiştir.
6-Üzülerek gözlemlendiği üzere HSYK nın bu yanlışına ihsası reyde bulunarak Yargıtay başkanı, 1. başkanlar divanı ve Yargıtay C. Başsavcısı da iştirak etmişlerdir. Doğal olarak kamuoyunda oluşan “Ergenekon sanıkları yüksek yargı organları nezdinde korunuyor” yorumlarına haklılık kazandırılmıştır.Yargıya bundan daha büyük bir zarar verecek eylemi tasavvur edemiyoruz.
7-Gerek HSYK gerek Yargıtay yanlı tutum ve yorumları ile tarafsızlıklarını ve meşruiyetlerini tartışmaya açık hale getirmişlerdir.
8-Bize göre özel yetkili cumhuriyet savcılarının yaptığı soruşturma usul ve içerik açısından gerek TCK ve gerekse CMK çerçevesinde tamamen yasal sınırlar içerisinde cereyan etmektedir. HSYK kararı 2. bir Ferhat Sarıkaya olayıdır. HSYK ve Yüksek yargı organları artık vesayetçi zihniyetin muhafızlığı rolünü terk ederek, toplumun önünü açan, çağdaş, demokratik, hukuk devletinin gereklerine yakışır tarzda davranmalıdır.
Bu vesile ile HSYK nın kararını ve yüksek yargı organlarının açıklamalarını şiddetle reddettiğimizi ifade etmek istiyoruz. Yüksek yargı mensuplarının kayıt dışı siyasi aktörler gibi davranması en başta yargıya olan güveni zedelemekte olup, bu tür tavırlara bir an önce son verilmelidir. Hukuka ve hukukçuya güvenin kalmadığı bir ortamda toplumun nereye savrulacağını kestirebilmek mümkün değildir. Sorumluluk sahibi tüm kurum, kuruluş ve kişileri aklı selime ve hukuka davet ediyoruz.

